Avludaki masa ve sandalyelerin kaldırıldığı gün, aslında
bir eşya değil bir dönem söküldü yerinden.
Yetkililer yangın güvenliği ve afet riski gerekçesini
gösterdi. UNESCO mirası olan bu yapıya ilişkin kararın AFAD raporları ve uzman
değerlendirmeleri doğrultusunda alındığı söylendi. Sebep bu ise, elbette can
güvenliği her şeyden önce gelir. Buna kimsenin itirazı olmaz, olamaz da.
Ama mesele burada bitmiyor.
Çünkü ertesi gün o avluya çakılan kırmızı-beyaz plastik
dubalar, işte orada başka bir şey başladı.
Restorasyon mu, Ruhsuzlaştırma mı?

Bu ülke tarihi yapıları restore etmeyi neden bir türlü
öğrenemiyor?
Neden “korumak” ile “bozmak” arasındaki ince çizgiyi sürekli aşıyoruz?
Bugün Ayasofya’da yapılan uygulamalar tartışma konusu
olurken, tonlarca ağırlıkta ekipmanların tarihi yapılara verdiği zarar
konuşulurken, biz hâlâ aynı refleksle hareket ediyorsak burada bir zihniyet
sorunu yok mudur?
Restorasyon; yıkmak değildir.
Koruma; ruhu silmek değildir.
Tarihi yapıların içine gelişi güzel müdahaleler yapmak,
duvarlarını delmek, ağır makineleri içine sokmak… Bunların hepsi sadece taşlara
değil, geçmişe de zarar verir.
Ve şimdi dönelim tekrar Koza Han’a.
Bir Avlunun Hafızası
O mescidin altındaki simitçiyi hatırlıyor musunuz?
Sıcak simidi ikiye bölüp paylaşanları…
Boyacı sandığının başında ayakkabısını parlatırken hayatını
düşünenleri…
Bir kahve eşliğinde evlilik teklifi edenleri…
Bir dondurmalı irmik helvasında ayrılığı sindirmeye çalışanları…
O han, sadece Bursa’nın değil, insanların iç dünyasının tanığıydı.

İpekçilerin olduğu katta kaç ticaret yapıldı, kaç dostluk
kuruldu?
Kaç turist hayranlıkla başını kaldırıp kubbeye baktı?
Zamanında İngiltere Kraliçesi dahi o
avludan geçti. Kimleri ağırlamadı ki bu kadim yapı…
Ve bugün geldiğimiz manzara:
Belediye ekipleri, kolluk kuvvetleri eşliğinde kaldırılan sandalyeler…
İnsan sormadan edemiyor:
Orada oturan Bursa halkı bir güvenlik tehdidi miydi?
Bu karar öncesinde kamuoyuna kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı mı?
Ulusal basında doğru bir anlatımla yer buldu mu?
Sebep-sonuç ilişkisi şeffaf biçimde anlatıldı mı?
Bir uygulama yapılacaksa, o uygulamanın iletişimi en az
kendisi kadar planlı olmalıdır.
Bursa Neyi Kaybediyor?
Bursa son yıllarda neyle gündeme geliyor?
Termal turizmde Afyonkarahisar öne çıktı.
Kış turizminde Uludağ eski cazibesini kaybederken, Erciyes Dağı, Palandöken ve Kartepe
atağa geçti.
Sağlık turizmi deseniz, potansiyel var ama plan yok.
Sıcak su bölgesi yıllardır konuşuluyor ama dönüşüm ortada yok.
Elimizde ne kaldı?
Tarih.
Osmanlı’nın ilk başkenti olmanın verdiği eşsiz miras.
Hanlar, çarşılar, külliyeler…
Ve şimdi o mirasın kalbinde, estetikten uzak plastik
dubalar.
Bu mu kadim kent vizyonu?
Bu mu fethin 700. yılına hazırlanırken ortaya koyduğumuz estetik anlayış?
Eleştiri Yıkmak Değildir
Kimse güvenlik önlemlerine karşı değil.
Kimse afet riskini görmezden gelin demiyor.
Ama güvenliği sağlarken estetiği yok etmek zorunda mıyız?
Korurken ruhu incitmek mecburi mi?
Bursa sıradan bir şehir değil.
Bursa hafızası olan bir şehir.
Bu şehrin insanı yapılan her uygulamayı izliyor, görüyor ve
hissediyor.
Ve artık şunu istiyor:
Planlı, şeffaf, estetik kaygısı olan, şehrin ruhuna saygılı
bir yönetim anlayışı.
Koza Han’ın avlusundan kaldırılan masa ve sandalyeler belki
geri gelmez.
Ama umarım o avlunun ruhu, plastik dubalar arasında kaybolmaz.
Çünkü bir şehri şehir yapan taşları değil, hatıralarıdır.
Ve hatıralar dubayla çevrilmez.
24 °C
Yorumlar
Kelimelerinizle gözümde canlandı koskoca mazi... Kıymetini yaşamayan bilmez
0 0