Bazı insanlar vardır…
Bir makama oturdukları gün değişirler.
Dün aynı masada çay içtiğiniz, aynı koridorda selamlaştığınız, aynı hayalleri konuştuğunuz insan; bir gün bir koltuğa oturduğunda bambaşka biri olur. Sanki o koltuk bir görev değil de bir tahtmış gibi davranmaya başlar.
Oysa bu dünyada hiçbir koltuk kimseye ait değildir.
Bu dünya bile kimseye kalmazken…
Tarih, en güçlü sultanların bile bir gün gittiğini yazarken; bazı insanların kendilerini kurumdan, sistemden hatta adaletten bile büyük görmesi insanın içini acıtıyor.
Koltuklar emanet içindir.
Ama bazıları emaneti mülk zanneder.
Bir süre sonra o koltuk, karakteri büyütmek yerine egoyu büyütmeye başlar. Gülümsemeler bile değişir. Artık o gülümsemelerin ardında samimiyet değil, hesap vardır. Selamlar bile içten değil, stratejiktir.
Ve işte o noktada bir kurumun en büyük yarası başlar.
Adalet duygusu kaybolur.
Bazı çalışanlar sessizleşir.
Bazıları konuşmayı bırakır.
Bazıları sadece işini yapıp eve gitmeye başlar.
Ama hepsinin ortak bir duygusu vardır:
Yorgunluk.
Çünkü bazı yöneticiler vardır ki yönetmez…
Sadece hükmetmeye çalışır.
Görev dağıtmaz, güç gösterir.
İlham vermez, korku yayar.
Geliştirmez, susturur.
Bazen bir imza ile, bazen bir bakışla, bazen de hiç söylenmeyen ama herkesin hissettiği bir baskıyla…
Adına çoğu zaman “disiplin” denir ama aslında o şeyin adı mobbingdir.
İnsanlar görev tanımı dışında işlere gönderilir.
Emeğin karşılığı değil, itaatin karşılığı verilir.
Dik duranlar “sorunlu”, susanlar “uyumlu” ilan edilir.
Ve çoğu insan ses çıkarmaz.
Çünkü evine ekmek götürmesi gerekir.
Çünkü çocuklarının geleceği vardır.
Çünkü işini kaybetme korkusu gerçeğin önüne geçer.
İşte tam da bu yüzden bazı insanlar her gün gülerken bile içten içe yorulur.
Koridorlarda konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek vardır:
Bazı yöneticilerden yalnız çalışanlar değil, en yakın çalışma arkadaşları bile yaka silkmiştir.
Ama yine de çoğu zaman kimse konuşmaz.
Çünkü korku, bazen adaletin önüne geçer.
Fakat unutulan bir şey vardır.
Hayatın çok sessiz ama çok güçlü bir adaleti vardır.
Birinin ekmeğiyle oynayan…
Birinin emeğini görmezden gelen…
Birinin geleceğini kendi makamı için feda eden…
Hiç kimse yaptığını yaşamadan bu dünyadan göçmez.
Bu bir beddua değil.
Bu hayatın en eski gerçeğidir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Bugün gücü elinde tutanların unutmaması gereken şey şudur:
Kurumlar koltuklarla değil, vicdanla ayakta kalır.
Bir yönetici; insanları korkutarak değil, adaletle büyür.
Bir lider; insanları susturarak değil, dinleyerek güçlenir.
Ve en önemlisi…
Bir makamdan geriye kalan şey ne imza olur, ne unvan.
Geriye kalan tek şey insanların kalbinde bıraktığınız izdir.
İnsanların sizin adınızı duyduğunda içinden ettiği dua ya da ah…
İşte gerçek miras odur.
Belki bugün susan çok insan var.
Ama unutmayalım…
Sessizlik bazen korkudan değil, sabırdandır.
Ve sabrın bittiği yerde vicdan konuşmaya başlar.
Bu yazı belki birçok insanın içinde biriken duyguların sesi olacak.
Belki bazıları okurken başını sallayacak.
Belki bazıları “tam da bizim kurumda olan şey” diyecek.
Ama umarım en çok da bazı yöneticilerin kalbine dokunur.
Çünkü bazen bir kurumun değişmesi için tek gereken şey;
bir kişinin koltuğa değil, vicdanına oturmayı öğrenmesidir.
Sedef Kömbe Yuca
24 °C
Yorumlar
Bu yazıyı okurken çalıştığım eski kurum gözümün önüne geldi. Maalesef bu tarz yöneticiler her yerde var. İnsanların emeğini görmeyip sadece koltuğunu korumaya çalışanlar… Kaleminize sağlık.
1 0
Yöneticilik ile liderlik arasındaki farkı çok güzel anlatmışsınız. Keşke bazı insanlar koltuk sahibi olmadan önce vicdan sahibi olmayı öğrenebilse.
1 0
Bazı yöneticiler bu yazıyı okurken kendilerini sorgulayacak mı bilmiyorum ama çalışanların neler hissettiğini çok iyi anlatmışsınız. Böyle yazılara gerçekten ihtiyaç var.
1 0
Ne yazık ki mobbing çoğu yerde konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek. Bu konuyu bu kadar net ve vicdani bir dille anlatmanız çok etkileyici olmuş.
1 0