İstiklâlin Yazıldığı Günler
Bazı metinler vardır…
Yazılmaz, yaşanır.
Bazı dizeler vardır…
Kalemden değil, milletin yüreğinden çıkar.
İşte İstiklal Marşı tam olarak böyle bir destandır.
Bugün 12 Mart.
Bir şiirin kabul edildiği gün değil sadece…
Bir milletin yeniden ayağa kalktığını dünyaya haykırdığı gündür.
12 Mart 1921’de, henüz yokluk içindeki Ankara’da toplanan mecliste, Mehmet Akif Ersoy’un kaleminden dökülen o dizeler, milletin ortak sesi olarak kabul edildi.
Ama o günleri anlamadan bu marşı anlamak mümkün değildir.
Bir Marş Değil, Bir Direniş
Anadolu işgal altındaydı.
Cephelerde yırtık çarıkla savaşan askerler vardı.
Cephane yoktu, ekmek yoktu, umut bile bazen yoktu.
Ama bir şey vardı:
İnanç.
Yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi, sadece bir devlet kurmaya çalışmıyordu.
Aynı zamanda bir milletin moralini ayakta tutmaya çalışıyordu.
Bu yüzden bir milli marşa ihtiyaç duyuldu.
Bir yarışma açıldı.
Tam 724 şiir gönderildi.
Ama içlerinden hiçbiri milletin ruhunu tam anlatamıyordu.
Çünkü o ruhu yazmak için sadece şair olmak yetmezdi.
O ruhu yaşamak gerekirdi.
Bir Şairin Vicdanı
Yarışmada ödül vardı:
500 lira.
Ama Mehmet Akif yarışmaya katılmadı.
Çünkü onun için milli marş, para karşılığı yazılacak bir şey değildi.
Israrlar üzerine kaleme sarıldı.
Ankara’da, Taceddin Dergâhı’nın küçük odasında, bir milletin kaderini yazdı.
Ve o destan, şu sözle başladı:
“Korkma…”
Bu kelime bir şiirin ilk kelimesi değildi.
Bir milletin yeniden ayağa kalkmasının ilk adımıydı.
“Korkma!
Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…”
Bu dizeler, cephedeki askere yazılmıştı.
Üşüyen, aç kalan, ama vatanı için direnen Mehmetçiğe…
Mecliste Okunan O Gün
12 Mart 1921 günü…
Soğuk bir Ankara sabahı.
Yokluk içindeki meclis binası.
Şiiri kürsüden okuyan isim Hamdullah Suphi Tanrıöver oldu.
Salon sessizdi.
Her dize okundukça milletvekilleri ayağa kalktı.
Alkışlar, gözyaşları, dualar…
Ve sonunda o dizeler duyuldu:
“Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal…”
Artık herkes biliyordu.
Bu sadece bir şiir değildi.
Bu, bir milletin yeminidir.
Ve marşın son dizesi…
“Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!”
Meclis ayağa kalktı.
İstiklal Marşı kabul edildi.
Bir Şairin Asaleti
Devlet ödül vermek istedi.
Ama Mehmet Akif Ersoy o parayı kabul etmedi.
“Ben bu şiiri para için yazmadım.”
Ve o parayı orduya bağışladı.
Hatta daha sonra İstiklal Marşı’nı kendi şiir kitabı Safahat’a bile koymadı.
Nedenini sorduklarında verdiği cevap, aslında her şeyi anlatıyordu:
“O benim değil, milletimindir.”
Bir Daha Yazılmasın Diye
Bugün her sabah okullarda okuduğumuz, törenlerde duyduğumuz o marş…
Aslında büyük bir acının, büyük bir mücadelenin ve büyük bir inancın eseridir.
Bu yüzden Mehmet Akif’in şu duası hep kulaklarımızda çınlar:
“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”
Çünkü bir millet, ancak istiklalini kaybetme tehlikesi yaşadığında böyle bir marş yazar.
Bugün bize düşen ise o dizeleri sadece okumak değil…
Onları anlamak.
“Korkma” diye başlayan o marş,
aslında bize her zaman şunu hatırlatır:
Bir milletin bayrağı gökyüzünde dalgalanıyorsa,
birileri onu kanıyla, canıyla, inancıyla yazmıştır.
Ve unutmayalım…
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
24 °C
Yorumlar
Kaleminize, yüreğinize sağlık. Allah bir daha yazdırmasın
0 0