Siyaset Kurumu, Yargı ve
Toplum: Güven Bunalımı Nereye Gidiyor?
Siyaset
kurumu, iletişim ve algılama sorunu sürecini yaşıyor.
Anayasal kurumlar siyasetin merkezine oturtuluyor.
Yasama ve
yürütme görevini yapan meclis, kanunları emir-komuta kademesinden gelen
talimatlara göre şekillendiriyor.
Cumhurbaşkanlığı
hükümet sistemi, ülkemizin genetik kodlarına uygun bir sistem değil.
1960 darbe dönemi anayasası bile ülkeyi daha demokratik bir ortama taşıdı.
Bu sistem,
ülkenin en önemli kuruluşlarından biri olan Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı
duruş sergileyen yerel mahkemeler tartışmasını ortaya çıkardı.
Bir ülke
için en büyük tehlike, yasaların kişilere göre değiştiği bir ortama sürüklenmesidir.
Toplumun
bakış açısında anayasa ve yasalara olan saygınlığın hızla yitirilmesi, ciddi
bir güven bunalımına yol açtı.
Adalet
çığlığı toplumda haykırışa dönüştü.
Bu durumun ülkeyi yönetenlere yönelmesi ise kaos ve belirsizliği beraberinde
getirir.
Ülkemin
insanı her zaman sağduyulu hareket etmiştir.
Bu durum, ülkemizin yaşadığı 1960 darbesinde, 12 Mart muhtırasında, 1980
darbesinde ve 28 Şubat post-modern darbesinde de görülmüştür.
Yerel Yönetimler ve Siyaset Üzerindeki Baskı
Tartışması
Siyaset
kurumunun yerel yönetim başkanları üzerindeki baskısı, yargılama süreçlerinin
uzatılması ve her gün yeni davaların siyasi parti belediye başkanlarına yönelik
bir sivil siyasi darbe çağrışımına dönüştürülmesi; demokrasi gelişme sürecimizi
ve adalet mekanizmasını derinden yaralıyor.
Başkanların
ailelerine yönelik baskı iddiaları da taraflı veya tarafsız ülke insanı
üzerinde ciddi bir öfke birikimine neden oldu.
Bu durum
hızla toplumun her kesiminde güven bunalımı oluşmasına yol açmıştır.
Yargının Rolü ve Adalet Mekanizması
Yargı,
toplumların üzerinde bir baskı unsuru oluşturmamalıdır.
Yargı, ülkenin adalet mekanizmasının koruma ve kollama yükümlülüğünü yerine
getirmelidir.
Güven
duyulmayan ve siyasetin bir aparatı olarak kullanılan sisteme uygun hareket
eden bir yargı sistemi; yozlaşmanın ve kanunları tanımayan toplumsal bir
yapının oluşmasına neden olur.
Bundan en
büyük zararı ülke görür.
Bu durum;
milli eğitimden sağlığa, emniyetten silahlı kuvvetlere kadar her alanda
tahribata yol açar.
Kurumların Gücü ve Liyakat Meselesi
Milli eğitim
ülkemde adeta yaz-boz tahtasına döndü.
Sağlık sistemi gelinen noktada S.O.S veriyor.
Silahlı
kuvvetlerin Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında ne kadar önemli bir yapı olduğu
açıkça görülmektedir.
Güçlü bir
ordu yapısı, hem içte hem dışta caydırıcı bir güçtür.
Silahlı
kuvvetlerin kendi hastaneleri ve yargı sistemi yeniden ele alınmalıdır.
Askeri liseler önemlidir.
Emniyet teşkilatı,
en önemli iç güvenlik birimidir.
Liyakat,
üzerinde önemle durulması gereken temel bir öncelik olmalıdır.
Silahlı
kuvvetler ve emniyet, kendi kurumsal kodlarına geri döndürülmelidir.
Ülkenin genetik öneme sahip kurumlarının yapısıyla oynanmamalıdır.
Ortadoğu, Kaos ve İç Siyaset
Ortadoğu’daki
kaos ortamını hazırlayanlar, dünyanın önemli ülkelerini yöneten ve
psikolojileri kontrol altında tutulması gereken liderlerdir.
İç kavgalar
bir ülkeyi kaos ortamına sürükler.
Ülkenin
siyaset kurumları hızla tartışma ve ayrıştırma ortamından geri dönmelidir.
Bu ülkenin
huzura ve sakinliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.
Ülkeler akıl
ve bilim ile, yasalar bütünlüğü içinde yönetilir.
Ayrıştırma,
bir ülkenin kurdudur.
Zafiyet
yaşadığınız anda ve kurumları tahrip ettiğinizde, bunun altında bütün ülke
insanı kalır.
Atatürk’ün Sözü ve Demokrasi Uyarısı
Kurucu
önderimizin “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü bugün de geçerliliğini
korumaktadır.
Yapılan her
milli irade dışı hamle ve zorlamayı millet görür.
Demokrasi ve
saygının dışında yapılan her hamle, alternatifiniz olan partiyi iktidara taşır.
Bu zemini
siz hazırlıyorsunuz.
Hangi partiyi kast ettiğimi sağır sultan bile biliyor.
İsmini merak
edenler için söyleyeyim:
Cumhuriyet
Halk Partisi.
24 °C
Yorumlar
Bugünkü Türkiyeyi çok iyi anlatıyor güzel yorumların devamı dilerim
1 0
Harika yorum yapmışsınız .
0 0