Dışarıda hafiften bir yağmur çiseliyor…
Bursa’nın o meşhur gri gökyüzü, pencerelere vuran ritmik damlalar
ve evin içine yayılan kızarmış ekmek kokusu…
Bugün Pazar.
Eskiden Pazar demek, sadece tatil demek değildi.
Birleşmekti… toplanmaktı… “biz” olmaktı.
Belki de o sabahlardan birinde, pencereye yanaşıp yağmur
damlalarının camdaki yarışını izliyorduk. İçeriden annemizin sesi geliyordu:
“Çay soğumadan gelin…”
Koşarak masaya oturuyorduk.
O anın kıymetini bilmiyorduk belki…
Ama şimdi anlıyoruz; en büyük zenginliğimiz o sesmiş, o çağrıymış.
Şimdi elimizde son model telefonlar, bildirimlerin
ardı arkası kesilmiyor.
Ama gelin, bu yağmurlu sabahta o sesleri biraz kısalım…
Ve zihnimizin tozlu raflarında, o özlediğimiz 80’li, 90’lı yılların
mahallelerine doğru küçük bir yolculuğa çıkalım.
O Uzun Pazar Kahvaltıları Hatırlanır mı?
90’ların başında pazar kahvaltıları bir ritüeldi.
Televizyonda tek kanalın kovboy filmleri ya da pazar konseri başlarken, sofra
evin en büyük hazinesiydi.
O sofrada sadece peynir, zeytin yoktu…
Huzur vardı.
Bölünmemiş dikkat vardı.
Babaların gazete hışırtısı…
Annelerin “çay taze mi?” sorusu…
Kardeşlerin küçük tartışmaları…
Ve en önemlisi; kimsenin elinde bir ekran yoktu.
Çünkü en güzel görüntü, karşımızdaki sevdiğimizin yüzüydü.
Mahallemiz ise o sofranın uzantısı gibiydi.
Birinin evinde tuz bitse, öteki “bende var” diye seslenirdi.
Yağmur yağardı… ama bizi birbirimizden koparmazdı.
Aksine, çayın buğusunda daha da yakınlaştırırdı.
80’lerin “Selamı”, 2026’nın “Tıklaması”
Bugün dijital medyanın tam merkezinde, sizlere buradan
sesleniyoruz.
Teknolojiyi seviyoruz, hayatımızı kolaylaştırdığını biliyoruz.
Ama itiraf edelim…
80’lerin o çat kapı misafirliğini,
90’ların o “çocuklar hadi eve, ezan okunuyor” seslenişindeki sahiplenici
duyguyu…
Özlemedik mi?
O zamanlar algoritmalar yoktu ama komşuluk hukuku
vardı.
Kimin evinde dert varsa, mahalleli o derdi birlikte taşırdı.
Şimdi ise…
Binlerce takipçimiz var belki…
Ama kaçımız bir pazar sabahı, sadece “nasılsın?” demek için birini
arıyoruz?
Aynı evde oturup farklı ekranlara bakan insanlar
olduk.
Aynı masada, farklı dünyalara dağıldık.
Sofralar hâlâ kuruluyor belki…
Ama sandalyeler biraz daha sessiz, biraz daha eksik.
Bursa’nın Ruhu: Islak Sokaklar, Sıcak Gönüller
Bursa’nın o dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarında
yağmur yağarken…
Dükkanların önündeki tentelere sığınan kediler kadar yakındık
birbirimize.
Bir çay ocağının buğusunda tanışılır,
Bir selamla dost olunurdu.
Şimdi ise yüksek duvarların ardında yaşıyoruz.
Güvenlikli sitelerde, güvenli ama biraz da yalnız…
Sosyal medya bizi tüm dünyaya bağladı, evet…
Ama sanki karşı komşumuzla aramızdaki mesafeyi biraz daha açtı.
Gelin Bu Pazar Bir Söz Verelim
Bugün dışarıda yağmur var.
Belki bu yazıyı telefonundan okuyorsun.
Ama şimdi…
Telefonunu bir kenara bırak.
Gerçekten bir kenara bırak.
Sofraya otur.
Göz göze bak.
Bir çayın buharında kaybol.
Eğer yalnızsan…
Bir kapıyı çal.
“Yağmur çok güzel… bir çayını içmeye geldim” de.
Çünkü hayat…
80’lerin o samimi bakkal sohbetleri kadar gerçek,
90’ların o içten gülüşleri kadar kısa.
Belki de mesele teknoloji değil…
Belki mesele, birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu sanırken, aslında ne
kadar uzaklaştığımız.
Bugün yağmur yağıyor…
Eğer hâlâ vakit varsa,
Birinin kalbine uğrayalım.
Çünkü bazı kapılar çalınmadıkça açılmaz,
Bazı sevgiler söylenmedikçe duyulmaz.
Pazarınız huzurlu olsun…
Çayınız taze,
Gönlünüz mahallemiz kadar sıcak kalsın.
24 °C
Yorumlar