Ve
biz…
Farkında
olmadan bazı şeyleri unutuyoruz.
Ama
unutmamamız gereken şeyler var.
Bir
çocuğun korkusu mesela.
Bir
annenin içindeki o hiç dinmeyen endişe.
Bir
kadının gece yürürken adımlarını hızlandırması.
Ve
bir de…
çocuk
yaşta suça karışanlar.
Yaşları
küçük olabilir,
ama
işlenen suç küçülmez.
Suç,
kimden gelirse gelsin suçtur
ve
karşılığı olmak zorundadır.
Bunlar
gündem değil.
Bunlar
hayat.
Geçen
gün trafik cezaları arttı.
Herkes
konuştu.
Kimi
kızdı, kimi hak verdi.
Bense
içimden şunu düşündüm:
“Demek
ki olabiliyormuş.”
Demek
ki bir şey gerçekten istenirse,
kurallar
netleşiyor…
ve
insanlar bir anda daha dikkatli oluyor.
Çünkü
ceza ağırlaşınca,
risk
almak anlamsızlaşıyor.
Ve
işte tam burada içimde bir şey düğümleniyor.
Madem
bu kadar net bir şekilde
“yanlışı
durdurabiliyoruz”…
Neden
aynı netliği
bir
çocuğu korurken göremiyoruz?
Neden
bir kadını yaşatırken
aynı
kararlılığı hissedemiyoruz?
Ve
neden,
çocuk
yaşta suça karışanlar için de
aynı
caydırıcılığı ortaya koyamıyoruz?
Bu
soruların cevabını bilmiyorum.
Ama
şunu biliyorum:
Eksik
olan şey sadece vicdan değil.
Eksik
olan şey caydırıcılık.
Bir
insan,
yapacağı
şeyin bedelini gerçekten hissetmediği sürece
durmuyor.
O
yüzden mesele sadece “ceza vermek” değil.
Mesele,
o cezayı gerçekten hissettirmek.
Gerekirse
çok ağır yaptırımlar…
Gerekirse
hayatı tamamen değiştirecek sonuçlar…
Adı
ne olursa olsun,
ama
şu kesin:
Bazı
suçların karşılığı,
sadece
bir haber başlığı olmamalı.
Devletimize
bu konuda güveniyoruz.
Bu
yüzden de gerekli yaptırımların,
tıpkı
trafik cezalarında olduğu gibi
net,
güçlü ve caydırıcı şekilde uygulanmasını bekliyoruz.
Çünkü
bir toplumun en gerçek ihtiyacı,
kendinin
ve çocuğunun güvende hissedebildiği bir hayat.
Ve
belki de bütün bu karmaşanın içinde,
hepimizin
beklediği şey;
biraz
daha güven, biraz daha huzur…
ve
hayatın her alanında bunu hissettirecek daha net, daha güçlü adımlar
24 °C
Yorumlar