Sonra suya düşer.
Deniz biraz daha mavi, çay biraz daha buğulu olur.
İnsan içindeki ağırlığı hafifletmek ister.
Kışın sertliğini yavaşça bırakır omuzlarından.
Sonra toprağa düşer.
Ve toprak kabarır.
Tomurcuklar sabırsızlanır.
Çocuklar montlarının fermuarını yarım çeker.
Anneler balkona çıkar, derin bir nefes alır.
“Tamam,” der içinden biri,
“Geçti.”
Cemre düşmek demek,
soğuğun hükmünün bitmesi demek.
Ama bu yıl içimden başka bir şey geçiyor.
Birinci cemre havaya düşsün,
umut artsın.
İkinci cemre suya düşsün,
gözyaşları dinsin.
Üçüncü cemre…
Toprağa değil.
Barışa düşsün.
Savaşların ortasına düşsün.
Silahların sustuğu anın tam ortasına.
Bir çocuğun korkuyla uyandığı geceye düşsün.
Bir annenin “yeter artık” dediği yere düşsün.
Biz burada, kilometrelerce uzaktan bile
vurulan hastaneleri gördüğümüzde,
hedef alınan okulları duyduğumuzda,
oyuncakların arasından çıkarılan küçücük bedenleri
izlediğimizde
içimiz paramparça oluyorsa…
Orada yaşayanların sabaha nasıl uyandığını,
gece nasıl uyuduğunu,
çocuklarına neyi açıklayabildiğini
düşünmek bile ağır geliyor.
Ve insan ister istemez soruyor:
Bir okul neden hedef?
Bir hastane kime tehdit?
Cevabı olmayan sorular bunlar.
Ama cevapsız kalmaması gereken bir vicdan var.
İşte tam da bu yüzden
üçüncü cemre toprağa değil,
barışa düşmeli.
Çünkü bahar sadece çiçek açmak değil;
insanın insana kıyamadığı bir zamanı başlatmaktır.
Belki dünya bir köşe yazısıyla değişmez.
Ama kelimeler bazen bir kapıyı aralar.
Bir kalbi yumuşatır.
Bir hatırlatır.
Ve belki bir gün gerçekten deriz ki:
“Bu sefer bahar şahane geldi.”
Çünkü hiçbir mevsim
bir çocuğun hayatından daha kıymetli değil.
Ve hiçbir kış
barıştan uzun sürmemeli!
Sebla Pamir Güler
24 °C
Yorumlar