Daha ilk gününden bir heyecan, bir hürmet,
bir sessiz saygı olurdu mahallede.
Akşamüstü babam elinde gazete kâğıdına sarılmış sıcacık Ramazan
pidesi ile eve girerdi. O an evi saran koku sadece ekmek kokusu değildi. O
koku, birlik, bekleyiş, sabır kokusuydu. Annem sofrayı
kurarken en güzel örtüyü sererdi. Ama aslında sofrayı güzelleştiren ne örtüydü
ne tabak… sofrayı güzelleştiren bir arada olma haliydi.
İftar saati yaklaşınca evde bir sessizlik olurdu.
Televizyon kısılır. Kaşıklar bekler. Gözler saate takılır.
Ve sonra…
Uzaklardan gelen o tok ses.
Ramazan topu.
Bir şehir aynı anda “Bismillah” derdi. Aynı anda su içerdi.
Aynı anda dua ederdi. İşte o an insan sadece orucunu değil, kalbini de
açardı.
Gece olunca minareler arasında parlayan mahyalar…
“Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan”
O yazıyı görmek bile içimize bir umut bırakırdı.
Şimdi neon ışıklar var ama o mahyanın verdiği huzur yok.
Sahur…
Ah o sahur vakti…
Davulcunun sesi kaldırımdan yankılanırdı.
“Davul çalar sokakta
Yankı düşer toprakta
Uykulu gözlerde dua
Bereket var tabakta…”
Pencereler açılırdı. Birbirine seslenen komşular olurdu.
Çaydanlığın sesi, uykulu gözlerle edilen dualar… Sahur sadece yemek değildi; paylaşılmış
bir uyanıştı.
Ve çocuklar…
“Ben yarım gün tuttum!” diye gururla dolaşan minikler…
Onlara verilen küçük bir oruç hediyesi dünyanın en büyük mutluluğu
olurdu. Bir mendil, bir harçlık, bazen bir macun şekeri… Ama aslında verilen
şey değerdi. “Sen büyüyorsun” demekti.
Şimdi birçok çocuk Karagöz ile Hacivat’ı bilmiyor.
Macuncunun renkli tepsisini görmedi.
Ama biz gördük.
Biz kapısı çalınınca “Buyur komşu” denilen evlerde büyüdük.
İftara beş dakika kala gelen misafirin sofrayı büyüttüğü günleri yaşadık.
Kimse görmeden yapılan yardımların huzurunu gördük.
O zamanlar insanlar daha zengindi.
Cüzdan olarak değil.
Vicdan olarak.
Belki sofralar küçüktü ama bereket büyüktü.
Belki imkân azdı ama şükür çoktu.
Belki hayat yavaştı ama kalpler hızlıydı — birbirine.
Şimdi soruyoruz ya:
“Nerede o eski Ramazanlar?”
Belki de soru yanlış.
Ramazan hâlâ geliyor.
Top hâlâ atılıyor.
Pide hâlâ pişiyor.
Eksilen Ramazan değil.
Eksilen biraz sabır, biraz nezaket, biraz birbirine dokunma
cesareti.
Bu Ramazan…
Bir mesaj yerine bir kapı çalalım.
Bir paylaşım yerine bir tabak çıkaralım.
Bir hatıra yerine bir anı bırakalım.
Çünkü yıllar sonra çocuklarımız “Nerede o eski Ramazanlar?”
dediğinde,
Belki de cevabı biz olacağız.
Ve o zaman anlayacağız…
Ramazan sadece bir ay
değilmiş.
Ramazan, insanın insana iyi geldiği zamanmış.
Bir tabak fazla koyduk
Bir gönüle yol bulduk
Ramazan eski değil
Biz biraz eksik kaldık
24 °C
Yorumlar
Çok güzel yorumlar , çok güzel anılarla harmanlanmış. Tebrik ediyorum dostum seni başarılar diliyorum
0 0
YAZARLAR