Bazı heyecanlar vardır…
Takvimden bağımsızdır.
Her yıl aynı mevsimde gelir, aynı kokuyu taşır, aynı kalbe dokunur.
Ve o gün gelirdi…
Okul tatil olurken, okul açılırken…
Bütün okul aynı anda ayağa kalkardı.
Göğsümüz kabarırdı.
Sadece sesimiz değil, yüreğimiz konuşurdu.
İstiklal Marşı…
Bir marş değil; bir duruştu.
Bir toplu yemin gibiydi.
Ardından o cümleler gelirdi…
Bugün “tartışma” diye sunulan ama bizim için tartışmasız olan…
Andımız…
Hep bir ağızdan, tereddütsüz, gururla…
Çünkü biz o sözleri sadece okumazdık; inanırdık.
Sonra…
O büyük an.
Karne günü.
Eller titrerdi, kalp hızlanırdı.
Zarf açılırken sanki kader açılırdı.
Karnenin içindeki notlardan önce gözümüz şuraya giderdi:
Atatürk resmi…
Ve üst köşede o his…
Bu ülkenin kurucusu, bir çocuğun karnesinde sadece bir
fotoğraf değildi.
O, “Bu ülkenin bir sahibi var” demekti.
O, “Bu ülkenin bir yönü var” demekti.
Ve tatil planları başlardı…
Mahallede maçlar, bisiklet turları, bakkaldan alınan dondurmalar, akşam ezanına
kadar süren oyunlar…
Bir de annelerin klasik cümlesi:
“Terleyip su içme!”
Biz büyüdük.
Yeni nesil büyüyor.
Ama bir şeyler de sessizce eksiliyor.
Eğitim, sadece ders değil; bir milletin
geleceğidir
Eğitim dediğimiz şey, sadece sınav kazanmak değildir.
Eğitim, bir çocuğun omuzlarına sorumluluk, kalbine aidiyet,
zihnine istikamet koymaktır.
Tam da bu yüzden John Dewey’in şu sözü hâlâ çok şey
anlatır:
“Eğitim, hayata hazırlık değil; hayatın kendisidir.”
Eğer eğitim hayatın kendisiyse…
O hayatın içinde saygı, merhamet, adalet, vatan sevgisi,
milli şuur yoksa;
çocuğa hangi raporu verirsen ver, o rapor eksik kalır.
Ve biz bunu biliyoruz:
Bir ülkenin geleceğini yalnızca kitaplar değil, karakterler taşır.
Yeni Nesil Karne Yerine: Öğrenci Gelişim Raporu
Bugün özellikle 1. ve 2. sınıflar için karne yerine
getirilen öğrenci gelişim raporu, bazı yönleriyle “pedagojik değişim”
olarak anlatılıyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, tartışmalar üzerine
şu açıklamayı yaptı:
“Henüz okuma yazmayı yeni öğrenen bir çocuğu notla
değerlendirmek dünyada da artık demode bir yaklaşım. Türkiye Yüzyılı Maarif
Modeli ile öğrenciyi yalnızca notla değil, çok yönlü şekilde değerlendirdiğimiz
bir izleme süreci başlattık.”
Evet…
Kağıt üstünde kulağa güzel geliyor.
Ama sahada yaşananlarla örtüşmüyor.
Ben bu açıklamayı okuyunca şunu düşündüm:
Sayın Bakan, okullarda yaşananlardan gerçekten haberdar mısınız?
Çünkü daha birkaç gün önce sosyal medyada hepimizin içini
yakan bir görüntü viral oldu.
Bir sınıfta, engelli bir bireye yapılan darp ve kötü muamele…
Bu görüntü bize şunu gösteriyor:
Sorun karnede not yazıp yazmamak değil.
Sorun “rapor” basmak değil.
Sorun, eğitimdeki ruhun kaybolması.
Eğitimde Reform Sandığınız Şey, Kimliğimizi
Silmekse…
Bugün bazıları “reform” diyerek ilerliyor.
Ama önce müfredattan Atatürk’ü azaltıyorlar.
Sonra çocukların karnelerinden Atatürk resmini kaldırıyorlar.
Sonra sembolleri sessizce yok ediyorlar.
Ve bir gün fark ediyoruz ki;
bizim çocukluğumuzun karneleriyle bugünün evrakları arasında dağlar kadar fark
var.
Bizim karnelerimiz sadece ders notu değildi.
Bir kimlik belgesiydi.
Bir ülke hafızasıydı.
Bu noktada farklı bir dünya görüşünden gelen Victor Hugo’nun şu sözü de
insanın içine oturuyor:
“Bir
okulu açan, bir hapishaneyi kapatır.”
Bugün ise bazı adımlar “modernleşme” diye anlatılıyor.
Ama bu modernleşme, bizi biz yapan değerleri buduyorsa…
Bu artık eğitim değil, yön kaybıdır.
Sayın Bakan… Atatürk ile Uğraşmayı Bırakın
Buradan açıkça söylemek istiyorum:
Sayın Bakan Yusuf Tekin;
Siz karnelerle uğraşacağınıza, bu ülkenin kurucusu olan
BAŞBUĞ, BAŞÖĞRETMEN, BAŞKOMUTAN, GAZİ MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK ile uğraşacağınıza…
Kendi çocuklarınızı yurt dışında okutmanın rahatlığıyla,
bu ülkenin gariban evlatlarının eğitimini “zirvedeymiş” gibi göstermeyi
bırakın.
Asıl mesele şu:
Okulda bir çocuk korkuyorsa,
okulda bir çocuk eziliyorsa,
okulda bir çocuk şiddet görüyorsa…
Siz istediğiniz kadar rapor yazın,
o eğitim sistemi çökmüştür.
Adı üstünde:
MİLLÎ Eğitim.
Millî olan;
bu ülkenin tarihini, kurucusunu, değerlerini taşıyandır.
Ben temenni ediyorum:
Bir an önce gerçekten Millî Eğitim modeline dönülür.
Çocuklarımızın sadece notlarını değil, güvenliğini, vicdanını, karakterini
koruyan bir sisteme geçilir.
Son Söz: Karne Bir Kağıt Değildi, Bir Duruştu
Biz karne aldığımızda sadece “takdir” ya da “teşekkür”
almadık.
Biz bir dönemin terbiyesini aldık.
İstiklal Marşı ile
omurgamız dikleşti.
Andımız ile kimliğimiz güçlendi.
Atatürk ile yönümüz belli oldu.
Bugün birileri bunları “detay” sanıyor olabilir.
Ama bilsinler:
Bir milletin geleceği, detaylarda kaybolur.
Ve bazı şeyler silinince…
Sadece bir fotoğraf gitmez.
Bir neslin hafızası gider.
Son sözüm şudur ki; NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
Çünkü bu cümle sadece bir slogan değil,
bir millete ait olmanın onuru,
bir bayrağa sahip çıkmanın vicdanı,
bir geçmişe saygının ve bir geleceğe söz vermenin adıdır.
Ve biz;
çocuklarımızın elinden kimliğini alanlara karşı,
onların kalbine aidiyet koymaya devam edeceğiz.
Sevgiyle Kalın…
Ebubekir YUCA
24 °C




Yorumlar
Her zamanki gibi tam yerinde,nokta atışı olmuş.Fırtınalar bir gün biter, duruşumuz baki kalır.
0 0
Güzel bir makale. Eğitimden beklentileri saf ve tertemiz bir şekilde kaleme almışsınız. Sayenizde nostalji yaşamış olduk. Kalemine sağlık.
0 0