Bir yanım Kalbim Seninle ile hep iyiliğin peşinde,
ama bir yanım da Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri
Derneği’nin yönetiminde, çok güçlü kadınlarla birlikte…
Bu yolculuğu da o kıymetli, harika kadınlarla;
aynı heyecanı, aynı merakı paylaşan ve her detayı içine
çeken yolcular olarak yaşadık.
Her durakta aynı hissi vardı:
Bu ülke, anlatmakla bitmez!
Iğdır’da, toprağın altına saklanmış bembeyaz bir dünyanın
içine girdik.
Iğdır Tuz Mağarası…
Sanki doğa, sabırla kendi sarayını inşa etmişti.
Duvarlar tuzdan, ama hissettirdiği şey tarifsiz bir huzur.
Doğubeyazıt’ta, İshak Paşa Sarayı’nın karşısında
durduğunuzda
bir yapıya değil, bir hayale bakıyorsunuz.
Ardında tüm haşmetiyle
Ağrı Dağı…
Her zaman yüzünü göstermeyen,
yılda belki yirmi kez tüm ihtişamıyla görülen o dağ,
o gün bize nasip oldu.
Hepimiz mest!
Van’a geldiğimizde ise
bizi bambaşka bir renk karşıladı.
Van Gölü mavisi…
adı konmuş, rengi tescillenmiş bir mavi!
Gölün üzerinde tekneyle ilerlerken zaman yavaşlıyor.
Akdamar Adası’na uzanan o yolculuk,
insanın zihnini değil, ruhunu dinlendiriyor.
Van Gölü canavarı mı?
O yok… 😄
Ama Van’ın geceleri en az onun kadar efsanevi!
Van’ı asıl unutulmaz yapan neydi derseniz;ne gölü, ne
gecesi…
Van İş Kadınları’nın içten, zarif ev sahipliği derim!
Bizi öyle güzel ağırladılar ki…
ne sofralara doyduk,
ne de o meşhur Van kedilerine.
Bazen bir şehri güzel yapan,
manzarası değil…
karşılaştığın insanların kalbidir.
Ve tabii…
o yolculuğu anlamlı kılan canım BUİKAD kadınları,
yağmura karşı koyan enerjimizdir bizi böyle güçlü kılan😀
Ardından kısa bir kaçamaktı Mardin…
Bir yanıyla daha turistik, daha kalabalık belki…ama hâlâ
büyüleyici.
Taşın dili var burada.
Yürüdükçe hissediyorsun.
İki gün bu şehri hissetmek için yeterli.Fakat rahat
ayakkabılar şart…çünkü sokaklar sizi içine çekerek yürütüyor!
Öğrendim ki bazen en iyi rehberler kitaplarda değil…
sokaklarda karşınıza çıkan, gözlerinin içi parlayan 10-12
yaşında ki muhteşem çocuklar.
Onlarla gezin…
biraz sohbet edin, gönlünüzden geçen harçlığı
verin,dikkatle dinleyin!
Dizi setlerini boşverin,
kendinizi Mezopotamya’nın o eşsiz büyüsüne bırakın.Çünkü
Mardin gerçek bir rüya..
Yani diyeceğim o ki…
Önce ülkemizi karış karış gezin.
Çünkü bu masal, bizim.Her şehir bambaşka bir hikâyenin
merkezi…ve siz, içine girdikçe o hikâyenin hep başrolündesiniz.
Merak edin.
Yola çıkın.
Görün… çocuklarınıza anlatarak değil, birlikte yaşayarak
öğretin.
İnanın bana;
yıllar sonra ne kadar harcadığınızı hatırlamayacaksınız…ama
o anılar hep sizinle kalacak.
Bu kadar şehir, bu kadar hikâye anlattım ama
sanmayın ki Bursa’ya dokunmadan bitireceğim…
Şehrime değer katan,
ona ruh veren her şeyi ayrı ve çok seviyorum.
Ayten’i bilir misiniz?
Hani şu Bursa’nın meşhur “Deli Ayten”i…
“Sadece bir isim değil o;
özgürlüğün, dobralığın, korkusuzca yaşamanın simgesi…”
diyor bu ruhtan ilham alan iki harika girişimci kadın.
Sevgili Ahu ve Hülya’nın aramıza kazandırdığı “Ayten”i,
tavsiye listemin en güzel köşesine ekliyorum.
Gidin, mutlaka deneyimleyin…
Ayten’in her halini yaşayın, her tadı mutlaka
deneyin,müziğine kendinizi bırakın..
ruhunuza iyi gelince de çıkarken
bana ve Deli Ayten’e bir selam çakın!
Evet dostlar…
Ülke gündemi yerindeyken,
arada böyle güzel dokunuşlar yapmak ne de iyi geliyor.
Arada yapalım bunu…malum bazı yolcuklar bitmez , içindeki hikayeyi yeniden yazar.









24 °C
Yorumlar
❤️
0 0