Çünkü sevgisizlikte büyüyen öfke, zamanla kök salıyor. Bir
bakmışız; içimizi, ilişkilerimizi, hatta dünyayı sarıp sarmalamış. Oysa sevgi
bulaşıcı. Bir bakışta çoğalır, bir sözle filiz verir, bir dokunuşla dünyayı
yumuşatır.
Belki de mesele büyük jestler değil.
Bir kalbi tanımaya, anlamaya, sevmeye niyet etmek.
Ey sevgili,
Bugün sevgini saklama.
Çünkü hayat, en çok kalbi açık insanlara yakışıyor.
Romantizm çoğu zaman gökyüzüne yazılmış vaatler gibi
anlatılır. Oysa her şey kalbin kapısını saygıyla çalmakla başlar. Saygı, dilde
küçük; anlamda koskoca bir yaşamın özüdür. Saygısız sevgi, merhamet, şefkat,
aşk, … mümkün değildir.
Herkes var olan her şeye saygı duymayı bilse dünya cennet
olurdu.
Biz, ceketini bile çıkarınca yakasını öpüp teşekkür ederek
yerine asan neslin evlatlarıyız. Saygıyı unutmamalıyız
Temeline saygıyı koymadığın her değer, gün gelir çöker. Hep
hatırla!
Sevgililer Günü’nde kırmızı kalpler, çiçekler, hediyeler
konuşacak.
Var olsun, konuşsun. Konuşan hep aşk olsun!
Ama asıl soruyu fısıldayalım birbirimize:
Merkezin, pergelin iğnelisi gibi kalbinde mi?
Her adımda kendi hayrını gözettiğin kadar bütünün de hayrını
gözetiyor musun?
Ey sevgili,
Kendini sevdiğin kadar, saygıyla hayatı da seviyor musun?
Anlayınca seviyor insan kanıtlanmış.
Bilim insanları, iki yabancının birbirine derin bağ geliştirebileceğini
gösteren bir deney yapmıştı. Arthur Aron
tarafından tasarlanan “36 soru” çalışması… İki kişi karşılıklı oturuyor ve
giderek derinleşen 36 soruyu birbirine soruyor. Çocukluk yaralarından
hayallere, korkulardan utançlara kadar… Sonunda dört dakika boyunca göz göze
bakıyorlar. Sonuç mu? Birçok çift, bu soruların ardından birbirine âşık
olduğunu söylüyor.
Demek ki aşk bazen yıldırım gibi çarpmaz. Bazen usul usul, saygıyla
anlaşılmanın sıcaklığında büyür.
Ey sevgili…
Kalbini büyüt.
24 °C
Yorumlar