Mesele yardım etmek
değil.
Mesele,
yardımın dili ve temsilin sorumluluğu.
Türkiye,
son 15–20 yıldır dünyanın en fazla insani yardım yapan ülkeleri
arasında gösterilen bir ülke. AFAD, Kızılay
ve sayısız sivil toplum kuruluşuyla; Gazze, Somali,
Sudan,
Pakistan
gibi kriz bölgelerinde aktif rol almış bir devlet.
Doğal
afetlerde, savaşlarda, kıtlık dönemlerinde yardım gönderen, sahada bulunan,
hastane kuran, lojistik destek sağlayan bir ülke.
Dolayısıyla
Türkiye’nin, kronik açlık ve insani felaket yaşayan ülkelerle aynı
çerçevede konumlandırılması, kamuoyunda rahatsızlık
yaratabiliyor.
Burada
ince bir çizgi var.
Elbette
Türkiye’de de yoksulluk, sosyal yardım
ihtiyacı, destek bekleyen aileler
vardır. Ancak bu durum, ülkenin uluslararası insani yardım konumu
ile aynı şey değildir.
Türkiye; yardıma muhtaç bir ülke değil,
yardım eden bir ülkedir.
Toplumun
bir diğer sorgusu ise seçici hassasiyet
meselesi. Küresel organizasyonların çatısı altında verilen mesajlarda yüksek
sesle sosyal
sorumluluk vurgusu yapılırken; Gazze,
Filistin
gibi doğrudan insani kriz yaşanan konularda aynı
görünürlükte duruş sergilenmemesi kamuoyunda soru işaretleri doğuruyor.
İnsanlar
şu soruyu soruyor:
Birleşmiş
Milletler şemsiyesi altında konuşmak mı daha güvenli?
Yoksa bazı meselelerde sessizlik mi tercih ediliyor?
Sanatçıların
ve kanaat önderlerinin toplum üzerindeki etkisi büyük. Söyledikleri her cümle,
kullandıkları her görsel, konumlandırdıkları her ifade sadece bir yardım
çağrısı değil; aynı zamanda bir temsil biçimi.
Temsil; sadece iyi niyet değil, aynı
zamanda bilinç ve sorumluluk gerektirir.
Türkiye,
tarihsel olarak mazlum coğrafyalarla dayanışma içinde olmuş
bir ülke. Balkanlar,
Orta
Asya, Afrika, Orta
Doğu ekseninde geniş bir insani diplomasi ağı
var.
Bu
yüzden Türkiye’nin, yardıma muhtaç ülkelerle aynı seviyede gösterilmesi; sadece
ekonomik bir tartışma değil, aynı zamanda itibari bir
tartışmadır.
Eleştiriler yardım karşıtlığı değildir.
Eleştiriler, ülkenin küresel konumunun doğru anlatılması
talebidir.
Kamuoyunun
beklentisi şu:
Eğer bir sanatçı iyilik elçisi sıfatını taşıyorsa,
hassasiyetleri kapsayıcı ve tutarlı olmalı. Küresel
projelerde gösterilen duyarlılık, bölgesel krizlerde de aynı netlikte olmalı.
Söylem; konjonktüre göre değil, vicdana göre
şekillenmeli.
Çünkü
toplum artık sadece mesajı değil, mesajın zamanlamasını ve bağlamını
da sorguluyor.
Türkiye,
insani
yardımlarda aktif bir aktörken; onu pasif, yardıma muhtaç bir
ülke gibi çerçeveleyen anlatımlar ister istemez tepki çekiyor.
İnsani yardım evrenseldir.
Ancak temsil
dili yereldir ve sorumluluk ister.
Ve
belki de asıl mesele budur:
Yardım
ederken bile doğru yerde durmak.
Esra Yalçın Ünal
24 °C





Yorumlar