Son günlerde Epstein davası yeniden gündemde. Yıllar önce
kapatılmaya çalışılan dosyalar, şimdi tekrar açılıyor; isimler, bağlantılar,
uçuş kayıtları konuşuluyor. Herkes aynı soruyu soruyor:
Dünyanın en zengin ve en güçlü isimleri o adada ne
arıyordu?
Kimileri buna komplo diyor. Kimileri “abartılıyor” diyor.
Ama şunu sormak da hakkımız:
Bu kadar para, bu kadar güç, bu kadar bağlantı… Hepsi aynı
noktada buluşuyorsa, buna gerçekten tesadüf demek mümkün mü?
Evet, “Black Eye Club” gibi ritüel anlatılarına ben de
mesafeliyim. Kanıt yoksa iddia da yok. Ama bu, ortada görünmez bir sistem
olmadığı anlamına gelmiyor. Ritüel olmayabilir; fakat çıkar ilişkileri, sus
payları, karşılıklı dosyalar ve kontrol mekanizmaları gayet gerçek.
İsimler konuşuluyor: Bill Gates, Donald Trump…
Burada önemli olan, kimin nerede kaç kez bulunduğu değil
sadece. Asıl soru şu:
Bu güç katmanına çıkan herkes aynı karanlık ağlarla mı
temas ediyor?
Şunu net söylemek lazım
Her zengin suçlu değildir.
Her ünlü karanlık işlerin parçası değildir.
Ama sistem öyle bir çalışıyor ki, zirveye çıkanların yolu
aynı kapılardan geçiyor.
İşte o noktada bedel başlıyor.
Özgürlük azalıyor.
Geri dönüş zorlaşıyor.
Sessizlik, en pahalı para birimi oluyor.
Belki de asıl mesele şu:
Biz sadece parıltıyı görüyoruz.
Ama parıltının arkasında, konuşulmayan bir düzen var.
Ve bu düzen,
“tesadüf” kelimesine sığmayacak kadar büyük.
24 °C





Yorumlar