DOLAR 39,9043 ▲ %0,01
Bursa
Weather Icon  24 °C

HABERLER

Bir Şehrin Hafızası Dubalarla Çevrilir mi?

Bursa’da Koza Han’ı bilmeyen var mıdır? Sadece bir han değildir orası. Bir kahve fincanının buharında yükselen hatıralardır. Bir ince belli bardakta bekleyen yarım kalmış cümlelerdir. Bir bakış, bir vedâ, bir barışmadır.

Giriş: 13.02.2026 11:35 | Güncelleme: 13.02.2026 11:44
Paylaş
Bir Şehrin Hafızası Dubalarla Çevrilir mi?

Avludaki masa ve sandalyelerin kaldırıldığı gün, aslında bir eşya değil bir dönem söküldü yerinden.

Yetkililer yangın güvenliği ve afet riski gerekçesini gösterdi. UNESCO mirası olan bu yapıya ilişkin kararın AFAD raporları ve uzman değerlendirmeleri doğrultusunda alındığı söylendi. Sebep bu ise, elbette can güvenliği her şeyden önce gelir. Buna kimsenin itirazı olmaz, olamaz da.

Ama mesele burada bitmiyor.

Çünkü ertesi gün o avluya çakılan kırmızı-beyaz plastik dubalar, işte orada başka bir şey başladı.

Restorasyon mu, Ruhsuzlaştırma mı?


Bu ülke tarihi yapıları restore etmeyi neden bir türlü öğrenemiyor?
Neden “korumak” ile “bozmak” arasındaki ince çizgiyi sürekli aşıyoruz?

Bugün Ayasofya’da yapılan uygulamalar tartışma konusu olurken, tonlarca ağırlıkta ekipmanların tarihi yapılara verdiği zarar konuşulurken, biz hâlâ aynı refleksle hareket ediyorsak burada bir zihniyet sorunu yok mudur?

Restorasyon; yıkmak değildir.
Koruma; ruhu silmek değildir.

Tarihi yapıların içine gelişi güzel müdahaleler yapmak, duvarlarını delmek, ağır makineleri içine sokmak… Bunların hepsi sadece taşlara değil, geçmişe de zarar verir.

Ve şimdi dönelim tekrar Koza Han’a.

Bir Avlunun Hafızası

O mescidin altındaki simitçiyi hatırlıyor musunuz?
Sıcak simidi ikiye bölüp paylaşanları…

Boyacı sandığının başında ayakkabısını parlatırken hayatını düşünenleri…

Bir kahve eşliğinde evlilik teklifi edenleri…
Bir dondurmalı irmik helvasında ayrılığı sindirmeye çalışanları…

O han, sadece Bursa’nın değil, insanların iç dünyasının tanığıydı.



İpekçilerin olduğu katta kaç ticaret yapıldı, kaç dostluk kuruldu?
Kaç turist hayranlıkla başını kaldırıp kubbeye baktı?

Zamanında İngiltere Kraliçesi dahi o avludan geçti. Kimleri ağırlamadı ki bu kadim yapı…

Ve bugün geldiğimiz manzara:
Belediye ekipleri, kolluk kuvvetleri eşliğinde kaldırılan sandalyeler…

İnsan sormadan edemiyor:
Orada oturan Bursa halkı bir güvenlik tehdidi miydi?
Bu karar öncesinde kamuoyuna kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı mı?
Ulusal basında doğru bir anlatımla yer buldu mu?
Sebep-sonuç ilişkisi şeffaf biçimde anlatıldı mı?

Bir uygulama yapılacaksa, o uygulamanın iletişimi en az kendisi kadar planlı olmalıdır.

Bursa Neyi Kaybediyor?

Bursa son yıllarda neyle gündeme geliyor?

Termal turizmde Afyonkarahisar öne çıktı.
Kış turizminde Uludağ eski cazibesini kaybederken, Erciyes Dağı, Palandöken ve Kartepe atağa geçti.

Sağlık turizmi deseniz, potansiyel var ama plan yok.
Sıcak su bölgesi yıllardır konuşuluyor ama dönüşüm ortada yok.

Elimizde ne kaldı?
Tarih.

Osmanlı’nın ilk başkenti olmanın verdiği eşsiz miras.
Hanlar, çarşılar, külliyeler…

Ve şimdi o mirasın kalbinde, estetikten uzak plastik dubalar.

Bu mu kadim kent vizyonu?
Bu mu fethin 700. yılına hazırlanırken ortaya koyduğumuz estetik anlayış?

Eleştiri Yıkmak Değildir

Kimse güvenlik önlemlerine karşı değil.
Kimse afet riskini görmezden gelin demiyor.

Ama güvenliği sağlarken estetiği yok etmek zorunda mıyız?
Korurken ruhu incitmek mecburi mi?

Bursa sıradan bir şehir değil.
Bursa hafızası olan bir şehir.

Bu şehrin insanı yapılan her uygulamayı izliyor, görüyor ve hissediyor.
Ve artık şunu istiyor:

Planlı, şeffaf, estetik kaygısı olan, şehrin ruhuna saygılı bir yönetim anlayışı.

Koza Han’ın avlusundan kaldırılan masa ve sandalyeler belki geri gelmez.
Ama umarım o avlunun ruhu, plastik dubalar arasında kaybolmaz.

Çünkü bir şehri şehir yapan taşları değil, hatıralarıdır.

Ve hatıralar dubayla çevrilmez.

Haber Arama