DOLAR 39,9043 ▲ %0,01
Bursa
Weather Icon  24 °C

HABERLER

Türkiye’de Adalet, Demokrasi ve Yönetim Tartışmaları

Bir yıl daha bitti. Ülke, her alanda zor bir dönemden geçiyor. Adalet sistemimizi tahrip eden anlayışa teslim olan, Cumhuriyet’in bir kısım savcıları ve hâkimleri, ne yazık ki bu teslimiyetin parçası hâline gelmiş durumdadır. Bağımsız yargı yerine itaati esas alan ve haksız yere insanları içeride tutma anlayışına destek veren bu yaklaşım, toplumsal barışa vurulan en büyük darbelerden biridir.

Giriş: 15.01.2026 10:06
Paylaş
Türkiye’de Adalet, Demokrasi ve Yönetim Tartışmaları

İnsanları ayrıştıran bakış açıları, empati yoksunu bir toplumsal yapı oluşmasının önünü açmıştır. Yasama, yürütme ve yargı ekseni, birbirinden koparılma noktasına gelmiştir.

Yerel yönetimlerin yetkileri genişletilerek daha özgürlükçü bir yapıya kavuşturulması gerekirken, merkeziyetçi bir anlayışın kabul görmesi kabul edilemezdir. Güçlü yerel yönetimler, siyaset kurumuna olan güvenin yeniden tesis edilmesine katkı sağlar.

Anayasa Mahkemesi kararları sorgulanamaz; yerel mahkemeler bu kararları uygulamakla yükümlüdür. Bu durum, yasalarla açıkça belirlenmiştir. Mahkemelerin verdiği kararlar, yalnızca hukuka değil, aynı zamanda vicdanlara da hitap etmelidir.

Yargısız infazlar ve uzun tutukluluk süreleri, yasaların emir ve hükümlerinde açıkça tanımlanmıştır. Bunun aksi yönde davranışlar, totaliter rejim anlayışlarının önünü açar ki bu da ülkenin kaotik bir ortama sürüklenmesine zemin hazırlar.

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, bu ülkenin genetik kodlarına uygun değildir. Coğrafyamızın çevresindeki ülkelerin geldiği noktayı bilmemek mümkün değildir.

Dış politika alanında yetişmiş, deneyimli ve saygın isimler yerine; liyakatten uzak, “efendimiz daha iyi bilir” anlayışına yakın kadroların tercih edilmesi, dış politika başarısızlığının açık göstergesidir. Bu gelişmeleri başarı olarak sunmak, ülkemizin önümüzdeki dönemlerine ciddi zararlar verecektir.

Yerel yönetim başkanlarına baskı kurulması, yargı sopası gösterilerek korku çemberi oluşturulması ve bunun sonucunda parti değiştirmelerinin teşvik edilmesi, iktidar partisine hiçbir katkı sağlamayacaktır.

İnsan hafızası, bugünkü gelişmeleri unutabilir. Ancak tarih, yazılanları ve yapılan doğru ya da yanlış uygulamaları asla unutmaz.

AKP ve CHP oy oranları arasındaki makas, yazılanların aksine sahada hiç de öyle görünmemektedir. Toplumsal refleksler dikkate alındığında bu tablo daha da netleşmektedir. Sayın Tayyip Erdoğan, olası bir erken ya da zamanında yapılacak genel seçimde, 2002 seçimlerinde aldığı oy oranının altındadır. Çünkü gelinen noktada kendi seçmen kitlesini dahi konsolide edememektedir.

Ülke insanının büyük bir çoğunluğu adeta haykırmaktadır: “Sandık istiyoruz.”
Doğruların kabul görmesi bazen gecikebilir; özellikle de ülkeyi yönetenler tarafından. Ancak siyasi tarihe bakıldığında gerçekler tüm açıklığıyla ortadadır.

Bunu en iyi bilen devlet adamlarından biri de Sayın Devlet Bahçeli’dir. 2026’nın ikinci yarısı, ülkenin seçim şartlarının oluşmasına ciddi katkı sağlayacaktır. Konjonktür, bunu gerekli hâle getirebilir.

2025 yılı, ülkem ve insanımız için mutlu bir yıl olmamıştır. Millî gelirin düştüğü, ithalat ve ihracat makasının açıldığı, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ve meydanların adalet talep ettiği bir ülke, fiilen seçim sathına girmiştir.

Kamuoyu güvenilirliği rakamları ortadayken, “seçim istemiyoruz” söylemleri inandırıcılığını yitirmiştir.

Son sözüm şudur ki;
“Hayat ve ülke tarlasına ne ektiyseniz, dönüş yolunda o ürünü alırsınız.”

Sayın iktidar sahipleri!

 Ahmt KÖMBE

Yorumlar

Haber Arama