1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü
namı değer İşçi Bayramı, alın terinin görünür olduğu, emeğin adının yüksek
sesle söylendiği, unutulmuş vicdanların kapısının çalındığı bir gündür. Çalışmak,
üretmek; insanın var oluşa attığı imzadır.
Ama gel gör ki, bu imzanın
mürekkebi her zaman eşit dağılmaz.
Bugün grevde olan madenciler
var. Yerin altındaki karanlık, bazen yerin üstündeki adaletsizlikten daha adildir.
Çünkü karanlık en azından dürüsttür. Ama hak gasbı öyle mi? Görünmez, sessiz,
sinsi… Bir ekmeğin içinden çalınan gramlar gibi.
Eskiden, hacca gidenlerin
paralarının “helal” olması için gösterdiği hassasiyet anlatılırdı. Çünkü
bilirlerdi ki, kutsal bir yolculuğun yükü yalnızca bavulla taşınmaz; vicdanla
taşınır. Eğer bir başkasının hakkı varsa içinde, o para ağırdır. Ah nerde o
kendi paralarını, madenci parasıyla değiştiren hassas insanlar? Hepsi mi o
güzel atlarına binip gittiler?
Bugün o hikâyeyi tersinden
okumak gerekiyor belki de. Madencinin, işçinin, emeklinin hakkı gasp edilerek
biriktirilmiş bir para; hangi kutsal kapıda kabul görür? Hangi dua, başkasının
hakkıyla yükselir?
Üretmek ve kazanç, sadece
bireysel bir erdem değildir. Toplumsal bir ahlaktır. Birinin hakkını vermek,
sadece onun karnını doyurmaz; aynı zamanda toplumun ruhunu besler. Çünkü
adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; maaş bordrolarında, çalışma
saatlerinde, insan onurunda yaşar.
Bir ömrü çalışarak, üreterek,
vergisini vererek geçirmiş; şimdi ise hayatın kenarına itilmiş gibi yaşayan
emeklilerimiz var. Yılların emeği, ay sonunu getiremeyen bir matematiğe
dönüşmüş. Oysa insan, yaş aldıkça hafiflemesi gerekirken, neden daha da
ağırlaşır yükleri? Bu yüklerin hafiflemesi nasıl mümkün?
İşçi Bayramı’nı kutlamak, çiçek
vermek ya da slogan atmakla sınırlı kalmamalı. Asıl mesele, o günün ruhunu anlamak.
Bir işçiye hak ettiği ücreti vermek, bir emekliye güzel bir gelecek sağlamak,
bir madencinin sesini duymak… İşte bayram tam olarak burada başlar.
Emeğin değersizleştiği bir
yerde, insan da yavaş yavaş değersizleşir. Çünkü insanı insan yapan, yalnızca
nefes alması değil; üretebilmesi, katkı sunabilmesi ve karşılığını adilce
alabilmesidir.
Belki de gerçek bayram, şu
cümlede saklıdır:
Kimsenin hakkının kimsede kalmadığı bir dünya.
O gün geldiğinde, sadece
işçiler değil, insanlık bayram eder…
24 °C





Yorumlar