DOLAR 39,9043 ▲ %0,01
Bursa
Weather Icon  24 °C

HABERLER

HAZİRENİN DİLİ: KİMİ TARİH YAZAR, KİMİ GÜRÜLTÜ YAPAR?

Bugünkü köşe yazımı asıl mesleğim olan organizatörlük zamanlarım da 3 farklı etkinlikte bir araya geldiğim mekanı cennet olsun büyük tarihçi Türkiye'nin tarih hafızlarından biri olan ve 10 gün önce kendini kaybettiğimiz değerli İLBER ORTAYLI hocamıza ithafen ve onun hakkında saçma sapan konuşanlara özel olarak yazıyorum..

Giriş: 23.03.2026 10:20 | Güncelleme: 23.03.2026 10:38
Paylaş
HAZİRENİN DİLİ: KİMİ TARİH YAZAR, KİMİ GÜRÜLTÜ YAPAR?

Bazıları hâlâ meseleyi anlamamakta ısrar ediyor.
Zannediyorlar ki tartıştıkları şey bir mezar yeri.

Değil.

Bu, bir ömrün nerede durduğunun, hangi terazide tartıldığının, hangi hafızaya emanet edildiğinin meselesidir.

Bir insanı nereye defnettiğiniz; aslında onu nasıl okuduğunuzun, nasıl anladığınızın ve en önemlisi ona nasıl bir yer verdiğinizin ilanıdır.

Ve bu yüzden…
İlber Ortaylı’nın Fatih Camii haziresine defnedilmesi bir tercih değil, bir cümledir.

Sessiz ama çok net bir cümle.

Çünkü o hazire…   
Sıradan bir toprak parçası değildir.

Orası, Fatih Sultan Mehmed’in gölgesidir.
Orası, bir medeniyetin kalbidir.
Orası, “lafla değil, eserle konuşanların” mekânıdır.

Ve o kapıdan içeri herkes giremez.

Bugün sosyal medyada konuşanlara bakıyorsunuz…
Bir kısmı tarih bilmez ama hüküm verir.
Bir kısmı kitap okumaz ama insanları yaftalar.
Bir kısmı ise ölüm üzerinden bile kendine pay çıkarmaya çalışır.

O gürültünün bir de bunun gibi yüzleri var .
 İsmi lazım değil, Tarihçi mi? Spor yorumcusu mu? Siyaset bilimcisi mi? Ekonomist mi? Ne olduğu belli olmayan…


Söz çok, bilgi yok.
Yorum çok, derinlik yok.
İddia çok, emek yok.

Ve işte tam burada bir ayrım başlıyor.

İlber Ortaylı, hayatı boyunca bağırmadı.
Ama anlattı.

Kavga etmedi.
Ama öğretti.

Popülizme sığınmadı.
Ama milyonların zihninde iz bıraktı.

Onun cümleleri slogan değildi…
Kaynaklıydı.
Onun duruşu gösteri değildi…
Birikimdi.

Ve bu yüzden onun yeri tartışmaya açık değildir.

Bir de şu var…

Onu anlamayanların en kolay yolu yaftalamak oldu.
“Dinsiz”, “Kemalist”, “şu”, “bu”…

Oysa mesele hiçbir zaman bu kadar yüzeysel değildi.

İlber Ortaylı’ya bu yaftaları vuranların bir kısmı, ne yazık ki en büyük yanlışı başka yerde yaptı.

İnancı diline dolayan, ama ahlakını unutan…
Dini sloganlaştıran, ama derinliğini kaybeden…
İmanı tartışma malzemesi yapan…

Tarih boyunca en büyük zarar, dışarıdan gelenlerden değil;
içeriden “sahiplenir gibi yapıp yozlaştıranlardan” gelmiştir.

Ve bugün de değişen bir şey yok.

Dinin adıyla konuşup, hakikatin ruhunu zedeleyenler…
Belki en çok “konuşanlar”, ama en az “anlayanlar”dır.

Bakın…
Halil İnalcık gibi isimler neden aynı hafızada yer buldu?

Çünkü onlar sadece tarihçi değildi.

Onlar, bu devletin hafızasında yer etmiş **“ak saçlılar”**dı.

Ve şimdi o cümleyi doğru yerinden kuralım:

Devlet diyor ki:

İlber Ortaylı ve Halil İnalcık gibi isimler sadece birer akademisyen değildir.
Kim bilir belki de Onlar, 5000 yıllık kadim devlet aklının bugünkü temsilcileridir.”

Devlet Ebed Müddet, sadece bir söz değildir.
O, nesilden nesile aktarılan bir hafızadır.”

“Bu hafızanın içinde görünmeyen kahramanlar vardır.
Kimi cephede savaşır, kimi kalemle…”

Fatih Sultan Mehmed’in fedailerini anlamayan da,
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu gizli teşkilat ruhunu kavrayamayan da
bu derinliği zaten göremez.”

“Çünkü devlet sadece görünen değildir.
Devlet, bir akıldır… bir devamlılıktır.”

Birileri liste yapıyor, kıyas yapıyor, tartı kurmaya çalışıyor.

Ama anlamadıkları şey şu:
Bu devletin hafızası sosyal medya değildir.

Bu milletin terazisi yorum köşeleri değildir.

Ve tarih…
Hiçbir zaman gürültüye göre karar vermez.

O hazire…

Bir filtredir.

Kim gerçekten bu toprakların hafızasına emanet edilir,
kim sadece gündemin tozunda kaybolur…
orada belli olur.

İlber Ortaylı’nın o hazireye defnedilmesi;
sadece bir defin değil…

Bir cevaptır.
Bir ölçüdür.
Bir hatırlatmadır.

Gürültü yapanlar bugün çok konuşabilir.

Ama yarın…
Sadece iz bırakanlar hatırlanacak.

Ve bir şeyi daha hatırlamak gerekir…

Bu toprakların inancı, geleneği ve ahlakı çok nettir:

Bir insan vefat ettiğinde, onun ardından konuşulmaz.
Onun hatası değil, hayrı yâd edilir.

Peygamber Efendimiz Muhammed’in şu sözü bu konuda tartışmaya yer bırakmaz:

Ölülerinizi hayırla anınız.

Çünkü ölüm, hesabın başladığı yerdir…
ve insanın dünyadaki sonu, başkalarının diliyle değil, amelleriyle yazılır.

Bugün birilerinin ölümün ardından bile kinle, öfkeyle, yaftayla konuşması…
aslında kime ne söylediğinden çok, neye sahip olmadığını gösterir.

Zira bu din;
gıybeti yasakladığı gibi,
ölünün ardından konuşmayı da edebe aykırı sayar.

 

Güle güle İlber Hoca

Sen artık sadece bir mezarda değil,
bir medeniyetin kalbinde yatıyorsun.

Ve senin yerin zaten hep orasıydı.

 Rahmetle, Minnetle, Duayla....

Yorumlar

Haber Arama